Anasayfa'ya gitmek için tıklayınız.

 

 

                                                                      

Konuk Defteri
Giriş Sayfam Yap!

ATATÜRK KÖŞESİ

Sendikalı Olmak
Tarihçemiz
Atasen Marşı
Temel İlkelerimiz
Tüzüğümüz
Genel Merkez
Temsilciliklerimiz

BELGELİK

PROJELERİMİZ

HUKUK DANIŞMANLIĞI

BAĞIŞ

Sık Kullanılanlara Ekle
İletişim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SENDİKALI OLMAK

 

SENDİKA NEDİR?

İşçi, memur ya da işverenlerin çalışma yaşamlarındaki ortak iktisadi ve toplumsal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek, iş sorunlarını çözmek amacıyla tüzel kişiliğe sahip olarak kurulan yasal kuruluşlara sendika denir.

Sendika, bütün çalışanları kapsayan bir kitle örgütü olarak tanımlanmakla birlikte yasalarımıza göre işçi-işveren sendikaları ile kamu görevlileri sendikaları iki ana kol olarak ayrılır. İşçi ve emekçi (memur) sendikaları da iş kollarına göre kendi içlerinde bölümlere ayrılmıştır. Sendikalar mesleki birlik örgütleridir. Sendikalar, faaliyette oldukları iş kolunun içerdiği mesleklerin saygınlığını artırmayı ve maddi koşullarının iyileştirilmesini temel amaç edinir.

Sendikalar demokratik örgütlerdir. Sendika yöneticileri seçimle belirlenir. Sendikalar, temsil ettikleri kitlenin haklarını koruyup geliştirmek için devlete, siyasi iktidara ve siyasi partilere karşı bağımsız bir örgüt olmalıdırlar.

Sendikalar, özellikle çalışanların birliğini etkin bir güce dönüştüren örgütlerdir. Atasen, Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri kolunda faaliyette olan bir sendika olduğu için yazımızın geri kalan kısmına kamu görevlileri sendikaları ekseninde devam edeceğiz.


NEDEN SENDİKALI OLMAK GEREKİR?

Türkiye’nin çeşitli yörelerinde, çeşitli kamu kurumlarında çalışıyoruz. Belki farklı görüşlere inanıyor, farklı siyasi partileri destekliyoruz. Ancak hepimizin ortak noktaları var: Yaşamak için çalışmak ve çalıştığımız kurumda mutlu, huzurlu olmak zorundayız. Dertlerimiz de aynı, sorunlarımız da hep ortak.

En başta iş garantisi istiyoruz! Çünkü bizim için işsizlik açlık demektir. Maaş ve ücret zammı istiyoruz! Çünkü hayat pahalılığı karşısında zaten düşük olan aylıklarımız sürekli eriyor. Çalışma koşullarımızın iyileştirilmesini istiyoruz! Çalışma sürelerimizin yaptığımız işe uygun olmasını istiyoruz! Çünkü kendimize ve ailemize daha fazla zaman ayırmak, okumak, gezmek, eğlenmek bizim de hakkımız. Bizler, birer makine değiliz! Daha geniş toplumsal haklar istiyoruz! Çünkü meslek yaşamımız boyunca ödediğimiz vergilerin ve yapılan kesintilerin karşılığını almak, emekliliğimizi refah içinde geçirmek bizim de en doğal hakkımız!

Kısacası ülkemizdeki pek çok değeri ve zenginliği üretenler olarak bu değerlerden, refah ve gelişmeden hakkımız olan payı istiyoruz. Peki alabiliyor muyuz? Hayır! Anayasa ve yasalardaki haklarımızı, yeterince biliyor ve kullanabiliyor muyuz? Hayır! Peki ama neden? Çünkü önemli yanlışlar yapıyoruz. Yasaların bizi koruyacağını sanıyoruz. Yasalar yeterli değil. Ayrıca yasalar, amirlerce ve siyasilerce kolayca çiğneniyor. Sorunlarımızın çözümünü bizi sözde düşünenlerden bekliyor ya da tek başımıza hak aramaya kalkışıyoruz. Bazen de “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyoruz ama o yılan bizi soktuğunda ne yapacağımızı bilemiyoruz. Aynı koşullarda yaşıyor, birlikte üretiyoruz. Ama haklarımızı tek başımıza elde etmeye çalışınca da tabii ki bunu başaramıyoruz. Çünkü örgütlü değiliz. Haklarımızı almak ve geliştirmek için güçlü olmamız gerek. Güçlü olabilmek için de örgütlü olmak ve kurumsal mücadelede bulunmak gerek. Örgütlenmek ise ortak çıkarlar temelinde, ortak hedefler için birleşmek demektir; sendikalı olmak demektir. Sendikalı olmaksa bireysel değil kurumsal mücadele etmek demektir. Bazı müdürler zaten hakkınız olanları ancak kendileriyle özel işbirliği yapanlara, yaltakçılara, yalakalara vermek isterler. Kendi egolarını tatmin etmek için konumlarını kötüye kullanıp sizi ezmeye, sindirmeye, bezdirmeye çalışabilirler. Onurlu bir çalışanın omurgasızca davranması zaten düşünülemez. Onurlu bir çalışan, çalışma arkadaşlarıyla birlik olur, zaten hakkı olanı ister, istediğini alır ve haklarını geliştirmeyi de bilir. Sendikalı değilseniz tek başınasınız demektir.

Sendikalı olmak çalışanlar için bir koruma kalkanına sahip olmak demektir. Çalışanlar ne kadar sıkı bir birlik kurmuşlarsa bu kalkanın zırhı da o kadar sağlam demektir. Sendikalılar ezik olmak yerine çalıştıkları kurum hakkında söz söyleyebilen, olup bitenlere müdahale edebilen saygın birer kişi olurlar.

Uzun vadede kalem kılıçtan keskindir ve yüz binlerce eğitim çalışanı yenilmez bir güçtür.


SENDİKALARIN AMAÇLARI, YAPISI ve İŞLEYİŞİ

Sendikaların dört temel amacı vardır:

1) Politik amaçları (Günlük siyasi polemiklere girmeden ülkenin temel meselelerine dair görüş beyan etmek)
2)
Ekonomik Amaçları (Çalışanların mali ve özlük haklarını iyileştirmek)
3)
Mevzuat Amaçları (Savunduğu kesimin çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve ilgili yasal mevzuatın geliştirilmesi)
4)
Demokratik Amaçları (Bireyin karar alma sürecine katılımını sağlayarak demokrasi ve dayanışma kültürünü geliştirmek)
 

Sendikanızı seçerken bu temel amaçları gerçekleştirmek için üye sayısına ve mali gücüne oranla yeterince etkin çalışıp çalışmadığını maaşlarınızdan kesilen aidatların uygun biçimde kullanılıp kullanılmadığını dikkate almalısınız.

Sendikaların yapısı ise ilgili kanuna, işleyişi de tüzüklerine göre düzenlenir. Sendikalarda çalışmalar; Genel Merkez, İl Başkanlıkları ve İşyeri Temsilcilikleri eliyle yürütülmektedir. Sendikalardaki temel organlar ise Genel Kurul, Genel Merkez Yönetim Kurulu, Genel Merkez Denetim Kurulu ve Genel Merkez Disiplin Kurulu’ndan oluşmaktadır.

Aşağıdan yukarıya sendikalar:

1- İşyeri Sendika Temsilcisi: Mevcut yasaya göre İşyeri Sendika Temsilcisi, sendika genel merkezince atanır ya da seçimle belirlenir.

2- İl Başkanlıkları: İkinci basamaktaki sendika organı Sendika Şubesi’dir. Bir şubenin hangi koşullarda oluşacağı sendika tüzüğünde belirtilmektedir. Genellikle 400 ve üzerinde üyeyi kapsayacak biçimde ilçelerde ve illerde şube oluşturulur. Şube Genel Kurulu, işyerlerindeki üyeler arasından seçilerek gelen delegeler, şube yöneticileri ve isterlerse Genel Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin de katılımıyla toplanır. Şube Genel Kurulu, şubenin yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyeleri ile Genel Merkez Genel Kurulu’nun delegelerini seçer. Kimi yaygın örgütlenmeye sahip sendikalarda şubelerin üzerinde İl Başkanlıkları bulunmaktadır.

3- Genel Merkez: Sendikanın asıl karar ve yürütme organı genel merkezdir. Burada da en temel organ Genel Kurul’dur. Genel Kurullar, doğal ve seçilmiş delegelerin katılımıyla toplanır. Doğal delegeler, bir önceki genel kurulda seçilmiş yöneticilerden, seçilmiş delegeler ise şube ve varsa il genel kurulundan seçilerek gelen delegelerden oluşmaktadır. Şubesi ya da il başkanlığı olmayan yerlerdeki üyeler ise doğrudan delege olmaktadır. Genel Merkez Genel Kurulu, sendikanın tüzüğünü, bütçesini, yürütülecek politikalara ilişkin kararlarını belirler ve yöneticilerini seçer.

Genel Merkez Yönetim Kurulu, tüzük hükümleri doğrultusunda sendikanın genel kurulunda alınan kararları uygulamakla yükümlüdür. Genel Merkez Yönetim Kurulu, Genel Kurul’dan sonra sendikanın en yetkili karar ve yürütme organıdır. Yönetim Kurulu bir başkan ve tüzükte belirtilen sayıda üyeden oluşur.

Genel Merkez Denetim Kurulu, sendika yönetim kurulu çalışmalarının yasa, tüzük ve genel kurul kararlarına uygun biçimde yürütülmesini Genel Kurul adına denetler. Denetim idari ve mali denetim olmak üzere iki türlü yapılır. Denetim Kurulu saptadığı eksikliklerin düzeltilmesini yönetim kurulundan isteyebilir, bir suç unsuruna rastlaması halinde ilgili makamlara başvurabilir.

Genel Merkez Disiplin Kurulu, gelen başvurular üzerine sendika üye ve yöneticilerinin tüzük hükümlerine uygun davranıp davranmadığı denetler. Üyelikten çıkarma, geçici ihraç gibi kararlar alabilir. Genel Merkez Disiplin Kurulu’nun aldığı kararlar Genel Kurul tarafından onaylanmak zorundadır.

Sendikalar, Başkanlar Kurulu ve Temsilciler Kurulu gibi çeşitli danışma organları kurabilir. Başkanlar Kurulu, Genel Başkan’ın yönetiminde sendikaların il ve/veya ilçe başkanlarının katılımıyla toplanır. Temsilciler Kurulu ise yine Genel Başkan’ın ya da il/ilçe başkanının yönetiminde işyeri temsilcileri ve/veya şube yöneticilerinin katılımıyla bir araya gelir. Sendika Yönetim Kurulu üyeleri, her iki danışma kurulunun da doğal üyesidir.


HERHANGİ BİR SENDİKAYA ÜYELİK

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun 14. maddesine göre sendikalara üye olmak serbesttir. Bu hakkın kullanmasına karşı çıkmak ya da bunu engellemeye kalkışmak suçtur. Kendi iş kolunuzda olması kaydıyla istediğiniz herhangi bir sendikaya üye olabilirsiniz. Üyelik işlemi üyelik formunun doldurulup sendika genel merkezine gönderilmesiyle başlar. Gerekli diğer yasal formaliteler sendikalarca gerçekleştirilir. Aynı anda birden çok sendikaya üye olmak ise kamu görevlileri için yasaklanmıştır. Sendika değiştirmek için önce bulunduğunuz sendikadan istifa etmeniz gerekir.


NASIL BİR SENDİKA SEÇİLMELİ?

Herhangi bir sendikaya üye olmak, çalışanların sorunlarını çözmez. Üstelik iyice araştırmadan üye olursanız o sendikanın olumsuz emellerine aidat katkısı sağlamış olursunuz. İşkolumuzdaki sendikalardan hangisini seçeceğiz? Üyesi olacağımız sendika, nasıl bir sendikadır? Güçlü görünenden mi haklı olandan mı yanayız? Bu soruların yanıtlarını iyice düşünmemiz gerek. Kimi siyasetçiler, bizim gücümüzü bölmek ve kırmak için bazı sendikaları kurar ya da bazı sendikaları destekler. Çalışanların haklarını savunur görünen ancak siyasetçilerin emrinde ve kontrolünde olan, demokratik işleyişe sahip bulunmayan sendikalara sarı sendika denir. Sarı sendikalarda yöneticiler, kurultay oyunlarıyla siyasetçilerin isteklerine göre belirlenir. Bu tür sendikalar bir siyasi partiye oy deposu oluşturmayı amaçlar ve o partinin arka bahçesi gibi davranır. Hak elde etmek için siyasilerle görüşmek başkadır; onların emri altına girmek başkadır. Sarı sendikalar, bizim haklarımızı savunmaz; bilinçlenmemizi sağlayacak eğitimler düzenlemez. Sarı sendikalar, bizim önümüzde aşılması gereken ciddi bir tuzaktır. Bu tuzağa düşmemek, sendikamızı doğru seçmek zorundayız.


DÜNYADA SENDİKALARIN TARİHÇESİ

Sendikalar, 1650’li yıllara doğru İngiltere’de Sanayi Devrimi sonrasında ortaya çıktı. Buhar enerjisinin üretimde kullanılması yeni bir üretim sisteminin de habercisiydi. Sanayi Devrimi başka teknolojik gelişmelerin de hazırlayıcısı oldu. Zanaatkârlar ve çiftçiler artık geçinemeyerek kentlerde kurulan fabrikalara akarak işçileşme sürecine girdi. Çalışma ve yaşama koşullarının gittikçe ağırlaşması da işçi hareketlerinin doğmasına neden oldu. Fabrika sisteminin aynı anda çok sayıda kişinin yan yana çalıştığı bir sistem olması, işçilerin bir araya gelmesini kolaylaştırıyordu. İşçi eylemleri başlangıçta örgütsüz biçimde kendiliğinden gelişiyordu. Bu eylemler genellikle ağır çalışma koşullarına karşı anlık öfkeler biçimindeydi. İş koşullarının daha da kötüleşmesi, kadın ve çocuk emeğinin ağır ve tehlikeli işlerde de sınırsızca kullanılması tepkilerin daha da büyümesine yol açtı. İşçilerin olumsuz koşullara ilk tepkisi, makine kırıcılığı biçiminde ortaya çıktı. Sonuç alınamaması üzerine yardımlaşma dernekleri kuruldu.

Bunlar, işçilerin örgütlü biçimdeki çözüm arayışlarıydı. Aynı mesleğe sahip işçilerin kendi aralarında kurdukları örgütlenmeler oluştu. Adına birlik denilen bu yapılar, bugünkü anlamdaki sendikaların çok gerisinde, yardımlaşma sandıklarıydı. Bu sandıklarda çalışma koşulları nedeniyle hastalanan, iş göremez hale gelenlere yardımlar yapılırdı. Zaman içinde yardım sandıkları grev ve direnişleri de örgütlemeye başladı. Bu hareket giderek güç kazandı. Yardımlaşma sandıkları sendikal yapılara dönüşmeye başladı. Bugünkü sendikalara benzer özellikte bilinen ilk sendikal örgütlenmeler, 1700’lü yılların başında İngiltere’de ortaya çıktı. Sendikal birlikler şeklinde kurulan ilk örgütlenme çalışmalarının üzerinden 100 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra 1820'de yine İngiltere’de ilk yasal sendika kuruldu.


TÜRKİYE'DE İŞÇİ SENDİKALARININ TARİHÇESİ

Osmanlı İmparatorluğu döneminde belli üretim dalları dışında sanayileşme yaşanamadığından işçi kitlesinin ortaya çıkışı gecikmişti. Buna bağlı olarak sendikaların ortaya çıkması da Batı'daki örneklere göre ileri tarihlerde oldu. İmparatorluk döneminde bilinen ilk işçi hareketleri 1830'lu yıllarda tarım işçilerinde görüldü. Bunlara karşı Osmanlı’nın çıkardığı "nizamnameler" oldukça sertti. Üretimin durdurulması (grev) vatan hainliği olarak değerlendirilerek ölümle cezalandırılıyordu. Kasımpaşa Tersanesi İşçileri ve Beyoğlu Telgrafhanesi İşçileri tarafından 1872'de gerçekleştirilen grevler de ilk grevler olarak kabul edilmektedir. 1871 yılında kurulan “Ameleperver Cemiyeti” (İşçiseverler Derneği) kimi araştırmacılarca ilk sendika olarak tanımlansa da aslında yardımlaşma sandığı işlevine sahip bir örgütlenmeydi. İmparatorluğun son yıllarına doğru işçi hareketi ve sendikal faaliyet bakımından bir hareketlenme gözlendi. 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanını izleyen günlerde, var olan siyasal hareketlilikten etkilenilerek, Anayasa’ya örgütlenme hakkıyla ilgili hükümler konulması üzerine, başta İstanbul ve Selanik olmak üzere çeşitli işkollarının geliştiği bölgelerde çok sayıda sendika kuruldu. Yaygın grevlere gidildi. Siyasi iktidar değişse de grevlere karşı tutumun değişmediği İttihat ve Terakki'nin uyguladığı sert yöntemlerden anlaşıldı.

Cumhuriyet sonrası işçi hareketi ve sendikacılığın gelişmesinde sanayileşme hareketlerinin büyük etkisi oldu. Osmanlı’dan alınan güçlü bir sanayileşme ve kitlesel anlamda işçi bulunmuyordu. Sanayileşme alanında asıl atılım 1930 sonrasında başladı. İlerki yıllarda kurulan Şeker fabrikaları, Sümerbank, Kömür işletmeleri, Karabük Demir Çelik Fabrikası, Türk Petrolleri, Kağıt fabrikaları devlet eliyle oluşturulan sanayi girişimleriydi. Bunları diğer işletmeler izledi. Üretim sanayisinde yeni yeni fabrikaların kurulmasıyla işçi sayısında büyük artış oldu. Böylece işçi-işveren ilişkilerini düzenleyen bir yasa kaçınılmaz hale geldi. 1936 yılında ilk İş Kanunu çıkartıldı.

1945/46 yıllarında Çalışma Bakanlığı, İş Bulma Kurumu ve İşçi Sigortaları Kurumu kuruldu. 1947’de ilk Sendikalar Kanunu çıkarıldı ve ilk kez yasal zeminde sendikalar kuruldu ve faaliyet gösterme çabasına girdi. “Çabası” diyoruz çünkü toplu iş sözleşmesi ve grev yasası yoktu. Toplu sözleşme ve grev hakkı vaadini yerine getirmeyen siyasi iktidara karşı, işçi sendikaları 1952 yılında birleşerek Türk-İş’i kurdular.

1961 Anayasası’nda ilk kez "grev hakkına" yer verildi. 1963 Kavel grevinde, grev hakkının Anayasa’da bulunmasının yeterli olmadığı, grev hakkının uygulama esas ve koşullarını gösterecek bir "Grev Yasası" ihtiyacı çarpıcı biçimde ortaya çıktı. 24 Temmuz 1963’te 274 sayılı yeni bir Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu Sözleşme Grev Kanunu çıkarıldı. 1966'da yaşanan Paşabahçe grevine destek vermek konusunda Türk-İş'e bağlı sendikalar arasında görüş ayrılığı çıktı. Dayanışma göstermek isteyen sendikalar; Sendikalar Arası Dayanışma (SADA) adında birleşerek greve sahip çıktı. Türk-İş bu sendikaların üyeliklerini askıya aldı. 13 Şubat 1967 tarihinde, bu sendikalardan T. Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş, Gıda-İş ve Zonguldak Maden İşçileri Sendikaları birleşerek Disk'i kurdu. 1960-1980 arası dönemde çok sayıda işçi sendikası kuruldu. Uzun ve etkili grevler, direnişler yaşandı. 51 yıl aradan sonra ilk kez 1976 yılında 1 Mayıs kutlanmaya başlandı. Yaygın ve uzun süreli kitlesel grevlerle 1980'lere gelindi.


TÜRKİYE'DE KAMU ÇALIŞANLARI SENDİKALARININ TARİHÇESİ

1925’te filizlenen emekçi (memur) sendikaları 1946'da boy vermeye başladı. Yerel düzeydeki öğretmen dernekleri 1946'da "Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu"nu kurdu.

1961 Anayasası'nın 46. maddesi, sendikalaşma hakkını işçilerle birlikte emekçilere de tanımıştı. Anayasa’nın bu hükmü uyarınca 1965'te çıkarılan 624 sayılı "Devlet Personeli Sendikaları Kanunu" toplu sözleşme ve grev haklarını içermiyor, öte yandan işyeri, meslek ve statü temelinde örgütlenmeye olanak veriyordu. Bu durum, tam bir sendika enflasyonuna neden oldu ve 1971'e kadar süren bu ilk sendikalaşma döneminde 600 civarında memur sendikası kuruldu. Birleşen bazı sendikalar "Türkiye Kamu Personeli Sendikaları Konfederasyonu" ve "Türkiye Devlet Teşekkül ve Teşebbüsleri Personel Sendikaları Konfederasyonu" adıyla üst örgütlenmeler kurdu. Söz konusu dönemde oldukça cılız ve etkisiz olan emekçi sendikaları içinde TÖS ve T. İLK-SEN 15-19 Aralık 1969'da gerçekleştirdikleri 4 günlük "genel öğretmen boykotu" ile dikkati çekmektedir. 160 bin civarında öğretmenin çalıştığı 1969 Türkiye'sinde 110 bin civarında öğretmenin katıldığı bu boykot, ülkemizin sendikal tarihinin önemli grevlerinden biri olarak "meşru mücadele" anlayışının oluşmasında önemli bir işlev üstlenmiştir.

12 Mart 1971 darbesinin ardından, 20.09.1971 tarihli Anayasa değişikliğiyle Anayasa'nın 46. maddesindeki 'çalışanlar' ibaresi yerine 'işçiler' ibaresinin konulmasıyla ve 119. maddesinin de “Memurlar siyasi partilere ve sendikalara üye olamazlar.” biçiminde değiştirilmesiyle emekçilerin sendikalaşma hakkı ortadan kaldırılmıştır. Anayasa'nın geçici 16. maddesiyle de daha önce kurulmuş olan memur sendikalarının faaliyetlerinin sona erdirildiği hükme bağlanmıştır. 1971'de sendika hakkının böylece ortadan kaldırılmasının ardından emekçiler 1980'e kadar sürecek olan yeni bir dernekleşme sürecine girdi. TÖS ve T.İLK-SEN'in yerine 1971’de TÖB-DER kuruldu. Tüm-Der, Mem-Der gibi tüm kamu çalışanlarını kapsamayı amaçlayan derneklerin yanı sıra TRT-DER, GENEL-DER, EGO-DER, DDY-DER, TEK DER, SAYIŞTAY-DER gibi işyeri eksenli dernekler ile daha genel ve kapsayıcı nitelikteki TÜS-DER, POL-DER, ENERJİ-DER, TÜM SAĞLIK-DER, TÜMAS, TÜM-ÖD gibi mesleki temelde dernekler de kuruldu.

12 Eylül darbesi tüm işçi ve emekçi örgütlerine olduğu gibi, derneklere de ağır darbeler vurdu, dernekler kapatıldı. Binlerce kamu çalışanı örgütlü faaliyetlerinden ötürü cezaevlerine dolduruldu, baskıya uğradı. Derneklerin mal varlıklarına el konuldu. 1982 Anayasasının 51. maddesi sendika hakkını sadece işçilere ve işverenlere tanımış ama memurlara yasaklamamıştı.

1986'da eski TÖS, T.İLK-SEN ve TÖB-DER yönetici ve üyelerince çıkarılmaya başlanan "Abece dergisi" örgütlenme arayışlarını başlatmıştı. 1988'de çalışan öğretmenlerin üye olamadığı ama "fahri üye" olabildiği EĞİT-DER kurulmuştu. Yerel yönetimler, ulaştırma, sağlık gibi işkollarında da yaygınlaşan dernekler, sendikalaşmanın bir ön çalışması olarak önemli işlevler gördüler. 1989'da EĞİT-DER'in düzenlediği "Uluslararası Kamu Çalışanları Sendikal Haklar Kurultayı" ile sendikalaşma arayışları yeni bir evreye, "girişim evresine" taşındı. Bu gelişmede işçilerin 12 Eylül darbesiyle uğradıkları hak kayıplarını gidermeye dönük "1989 Bahar Eylemleri"nin ve 1990'daki "Madenci Yürüyüşü"nün önemli bir itici rol oynadığı bilinmektedir. 28.05.1990'da Ankara'da kurulan ilk memur sendikası EĞİT-İŞ'i, Temmuz 1990'da İstanbul'da KAM-SEN, 13.11.1990'da İstanbul'da EĞİT-SEN izledi. Kendilerine artık "kapıkulu zihniyetini" çağrıştıran "memur" yerine "kamu çalışanı" ya da "emekçi" diyen kamu görevlilerinin sendikalaşması çığ gibi büyümeye başladı.

Tüm Maliye-Sen, Tüm Sağlık-Sen, Tarım-Sen, Hava-Sen, Tüm Haber-Sen, Enerji-Sen, Yapı Yol Sen, Turizm-Sen, Tüm Sosyal-Sen, Tüm Yargı-Sen, Tüm Enerji-Sen, Kültür-Sen, Banka-Sen, Emekli-Sen, ÖES, Tüm Ray-Sen, Demiryol-Sen gibi sendikaların pek çoğu güç ve eylem birliği yaparak "Kamu Çalışanları Platformu"nu, daha sonra da "Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu"nu oluşturdu. Eğit-İş'in başını çektiği bir kısım sendika ise "Eşgüdüm Komitesi"ni oluşturdu. Kamu emekçilerinin her türlü baskıcı ve yasakçı politikalara karşın bağımsız bir doğrultuda gelişen ve hızla kitleselleşen sendikal hareketini bölmeye ve baskı altına almaya dönük girişimler gecikmedi. Kamu emekçilerinin "Hak verilmez, alınır!" anlayışıyla sendikalarını kurduğu, sendikaların kapılarına vurulan mühürleri söktüğü günlerde sendika hakkının Anayasa’da bulunmadığını, sendikaların illegal olduğunu savunan "Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı" ve çevresi hiçbir yasal ya da anayasal değişiklik olmadığı halde 1992'de birdenbire Türkiye KAMU-SEN adıyla bir konfederasyon ve bağlı sendikalarını kuruverdiler. Ardından 1995'te Memur-Sen adında bir konfederasyon daha oluşturuldu.

Pek çok sendikayı bünyesinde toplayan KÇSP (Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu), birçok fiili ve meşru eylemden sonra 3 Temmuz 1991'de %18'lik zamlara karşı fiili yürüyüş gerçekleştirdi. Kamu çalışanlarının mücadele çizgisi giderek güçlenmeye başladı. Bunun üzerine 14.09.1991 tarihinde EĞİT-SEN genel merkezi Valilikçe mühürlendi. Kamu çalışanları, sendikalarına sahip çıkarak mühürleri söktü. 15.01.1992 tarihinde Ankara'da, 26.01.1992 tarihinde İstanbul'da grevli, toplu sözleşmeli sendika talebiyle ilk yasal mitingler düzenlendi. 21 Aralık 1992'de ülkedeki bütün kamu çalışanları birliklerinin katılımıyla Başbakanlık'a yürüyüş gerçekleştirildi. 13 Mayıs 1992'de ücret yetersizliğini ve tek yanlı belirlemeleri kınamak amacıyla bordro yakma eylemi yapıldı. Kamu çalışanlarının hak arayışı ve demokrasi mücadelesi yetkililerce baskı, sürgün ve cezalarla karşılansa da bu mücadeleler sürecinde Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 87 ve 151 sayılı sözleşmeleri TBMM'de onaylandı. 15 Haziran 1993'te bölge mitingleri, 27 Haziran 1993'te de beş koldan Ankara yürüyüşü düzenlendi.

Kamu çalışanlarının bu yeni sendikacılık anlayışı, geleneksel tarzda oluşmuş işçi sendikalarını da hareketlendirdi. 03.01.1994'te "bütün çalışanların ortak genel grevi" yapıldı, %5 ek zam alındı. 20 Nisan 1995'te yeni bir eylem dalgası geliştirildi. 16-17 Haziran 1995'te Türkiye'nin her yerinden gelen kamu emekçileri Kızılay Meydanı’nı iki gün boyunca işgal ederek grevsiz, toplu sözleşmesiz bir sendika yasasını kabul etmeyeceklerini açıkladı. TBMM’de ele alınan yasa tasarısının görüşmeleri ertelendi.

13.07.1995'te Anayasa'nın 53. maddesinde yapılan değişiklikle emekçilerin sendikalaşma hakları anayasal düzeyde tanındı. Kamu çalışanlarının KÇSP ve Eşgüdüm Komitesi etrafında kümelenmiş olan sendikaları, bir yandan birlik görüşmelerini yürütürken ve aynı işkolunda örgütlü sendikalarını birleştirirken öte yandan da 08.12.1995'te KESK'i kurdu. Kamu emekçilerinin toplu pazarlık ve grev haklarını tanımak istemeyen ve sendikaların bağımsız, fiili ve meşru gelişimini kabul edemeyen siyasal iktidar ve yönetenler, sendikaları denetim altına almaya dönük yasa tasarısını 1998 Mart'ında TBMM gündemine getirdi. Kamu çalışanlarının 4-5 Mart 1998'de Ankara'da ve sonraki günlerde pek çok il ve ilçede gerçekleştirdikleri direniş ve eylemlerle "sahte yasa tasarısı" püskürtüldü. Ne var ki grev ve toplu sözleşme hakları gibi temel sendikal hak ve özgürlüklerden yoksun 4688 sayılı "Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu" 25.06.2001'de TBMM'de kabul edildi.

2005'te kamu çalışanları sendikaları arasında Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri kolunda ATASEN (Ata Eğitim ve Bilim Çalışanları Sendikası) bir yıldız gibi belirdi.

 

 

My Great Web page

Facebookta Paylaş

Tweetle