Anasayfa'ya gitmek için tıklayınız.

 

 

                                                          

İletişim
Sık Kullanılanlara Ekle
Giriş Sayfam Yap!
Konuk Defteri

            

ATATÜRK KÖŞESİ

Sendikalı Olmak
Tarihçemiz
Atasen Marşı
Temel İlkelerimiz
Tüzüğümüz
Genel Merkez
Temsilciliklerimiz

BELGELİK

PROJELERİMİZ

HUKUK DANIŞMANLIĞI

BAĞIŞ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


YAZARLARIMIZ >> Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
 

 

 

 

Küreselleşme Emperyalizmin Yeni Yüzüdür

 

Soğuk savaş sonrasında batının emperyalist merkezlerince başlatılmış olan küresel yayılımcılık son hızıyla yoluna devam etmektedir. Büyük sermayenin elinde topladığı tekelci şirketler ve onların büyük patronları, kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir dünya düzeni kurmaya yöneldikleri son yirmi yıl içinde dünyanın bütün ülkelerindeki siyasal ve toplumsal düzenleri alt üst etmişler ve planladıkları gibi bir küresel düzen oluşturabilmek üzere önce yıkıcılığa yönelmişlerdir. Yeni bir dünya düzeni oluşturabilmek üzere yola çıkanlar ve bu yolda gizli plan ve programları dolaylı yollardan uygulama alanına koyanlar, kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir düzen oluşturabilmek için girişimlere başlayınca öncelikle hedef aldıkları ülkelerdeki geçmişten gelen eski düzenleri karşılarına alarak bunların yıkılması ya da tasfiye edilmesi doğrultusunda gelişmeleri yönlendirmeye başlamışlardır. Her geçen gün ya da zaman dilimi sonrasında bu durumu kanıtlayan birçok olay art arda gündeme gelince uluslararası finans kapitalin niyetleri açığa çıkmaya başlamış ve bunlar iyice açığa çıktıktan sonra küreselleşme olgusuyla dünyanın nerelere götürülmek istendiği artık tartışılmayacak biçimde anlaşılmıştır. Karşı çıkılmaz bir olgu olarak insanlığa bir oldubittiyle kabul ettirilmek istenen küreselleşmenin aslında emperyalizmin en yeni biçimi olduğu ve yeryüzüne egemen olabilmek üzere eskisinden daha ileri bir düzeyde yıkıcı ya da tasfiye edici yöntemler kullandığı görülmüştür.

           Batı emperyalizminin finans kapital düzeni, küresel sermayenin güdümünde yepyeni bir dünya düzeni kurmak için yola çıkarken var olan devlet yapılarının çok sınırlı bir düzeye ineceği minik bir devlet düzenini hedef olarak seçmiştir. Uluslararası tekelci şirketler devletlerden daha büyük bir düzeye yükselirken devletleri ellerinden geldiği kadar küçültmeye çaba göstermişler ve bu doğrultuda devletlerin üzerinde bulunan birçok kamu hizmetini özelleştirmeler yoluyla devletlerin elinden alarak minik devletçiliğin önünü açmak istemişlerdir. Uluslararası kuruluşlar, devletlerin dış görevlerini üstlenirken bir yandan da devletlerin önemli görevlerinin yerel yönetimlere ve sivil toplum kuruluşlarına devredilmesi gibi uygulamalar, batının yayılımcı merkezlerince ulus devletlere dıştan baskı ve güdüleme yollarıyla dayatılarak kabul ettirilmeye çalışılmıştır. Böylece devletler, üzerlerindeki kamu hizmetlerinin ve bunlarla ilgili yetkilerin bir kısmını uluslararası kuruluşlara, bir kısmını sivil toplum kuruluşlarına, diğer kısmını yerel yönetimlere devrederlerken önemli bir kısmını da özelleştirmeler yoluyla piyasa ekonomisine terk etmek durumunda kalmışlardır. Devletlerin üzerlerindeki en önemli kamu görevlerinin ve bunlarla ilgili yetki ve statülerin devlet dışı organlara ya da kuruluşlara devredilmesi, ortaya çok ciddi bir kamu otoritesi boşluğu çıkarmış ve bu doğrultuda son yirmi yıldır dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşanan kaos ortamları bir türlü bitmek bilmemiştir. Küresel sermayenin kendi çıkar düzeni doğrultusunda, var olan devlet yapılarına dışarıdan müdahale etmesi ve uluslararası kuruluşları bu doğrultuda kullanması devlet düzenlerini alt üst etmiş ve kamu hizmetlerinin gerektiği gibi insanların ve toplumların gereksinmelerini karşılayacak derecede yürütülmesini önlemiştir.

 

Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

 

 

My Great Web page

Facebookta Paylaş

Tweetle