Anasayfa'ya gitmek için tıklayınız.

 

 

                                                                      

İletişim
Giriş Sayfam Yap!

ATATÜRK KÖŞESİ

Sendikalı Olmak
Tarihçemiz
Atasen Marşı
Temel İlkelerimiz
Tüzüğümüz
Genel Merkez
Temsilciliklerimiz

BELGELİK

PROJELERİMİZ

HUKUK DANIŞMANLIĞI

BAĞIŞ

Sık Kullanılanlara Ekle
Konuk Defteri

 

 


YAZARLARIMIZ >> Ersoy KAMEK
 

 

 

 

Sendikal Örgütlenme

 

          Sendika, aynı iş kolundaki çalışanların ekonomik ve sosyal haklarını koruyup daha ileriye götürmek amacıyla bir araya gelerek oluşturdukları örgütlü yapıdır. Devlette çalışanlar işçi ve memur şeklinde iki gruba ayrılmıştır. İşçiler işçi sendikalarına, memurlar ise memur sendikalarına üye olarak sendika çatısı altında örgütlenebilmektedir. Kamuda çalışan 3 milyona yakın memur bulunmaktadır. Bunların yaklaşık %50’si sendikalıdır.

          1960’larda başlayan sendikal mücadele, 70’lerde kesintiye uğramış ve dernek çatısı altında yoluna devam etmiştir. 12 Eylül sonrası yasası olmamasına rağmen 90'da kurulan ilk memur sendikası 95’e kadar mahkemelerde sendika savunması yapmış ve 95'te sendikanın yasal dayanağını oluşturmuştur. Deyim yerinde ise bu yasa söke söke çıkarılmıştır.

          MEB'de yaklaşık bir milyon çalışanın %50’si sendikalı değildir. En yüksek örgütlenme, %70 ile Çevre, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanlarınındır. MEB'de sendikalı %50 kesimin bir kısmı örgütlenme bilince sahip olmakla birlikte bir kısmı da arkadaş teşviki ya da çevre baskısıyla sendikalı olmuş kişilerdir. Sendikalı olmanın bilincine sahip kitle, eğitim çalışanları arasında ne yazık ki %50’nin çok altındadır.

          Örgütlü olma bilinci neden çok zayıf, sorusunu sendikaların ve eğitim çalışanlarının kendilerine sormaları gerekmektedir. Sendikalı olmayan eğitim çalışanlarının "Neden sendikalı değilsiniz?" sorusuna verdikleri yanıtlar "Sendikalar hiç bir şey yapmıyor, sendikalı olmak ya da olmamak arasında fark yok, sendikaların siyasetçilerle bağı var, sendikacılar çalışanlar için değil kendilerine çalışıyorlar..." türündendir. Sendikalı olmayan çalışanların algısındaki bu noktalar bardağın boş tarafıdır. Dolu tarafında ise kesintili sürece rağmen yapılan mücadelede hiç de azımsanmayacak kazanımlar elde edilmiş olması vardır. 90 ile 95 arasında sendika kurmanın yasası olmamasına rağmen "Anayasal haktır!" denilerek birçok sendika kurulmuş ve 5 yıl mahkemelerde bunun mücadelesi verilmiştir.

          Tarafı olduğumuz İLO sözleşmeleri gereği çalışanların ödediği sendika aidatı için devlet artık çalışanlara katkı payı vermektedir. Grev hakkı mücadelesi ise devam etmektedir. Kamu çalışanlarının grev yapmasının yasal dayanağı tam olmamakla birlikte konu oldukça tartışmalıdır. Yapılan son birkaç iş bırakma eyleminde iş bırakanlara ceza verilememiştir.

          Yine 2012'nin yaz ayında Anayasadaki ailenin bütünlüğü ilkesine ve vicdanlara aykırı bir kararla özür gurubunda il emrine atanmanın kaldırılması sonucu birçok aile parçalanmıştı. Bakanlık şu an için tam olarak geri adım atmasa da branş değişikliğini açarak bu durumdaki ailelerin sorunlarını çözme olanağı sağlamaya çalışmaktadır. Bu durumdaki öğretmenlere sendikalar hukuki destek sağlamaktadır. Geçmişte verilen hukuki mücadeleler sonucu bulunan bir çözüm olan il emrine atanma formülüne dönüleceği inancımızı korumaktayız.

          Bütün bu kazanımlar kendiliğinden olmamaktadır. Bazı çalışanlar sendikalar hiçbir şey yapmıyor, derken bazı çalışanlar da inancını koruyarak mücadeleye devam etmektedir. Elde edilen kazanımlardan yalnızca mücadele edenler değil herkes yararlanmaktadır. Birlikten kuvvet doğar, atasözünden hareketle, herkesin elini taşın altına koyması gerekir. Aksi halde birlikte hareket edemeyen, dağınık durumdaki çalışan kesimi hükümetlerin ve sermayenin istediği bir şekilde yönetmek çok daha kolay olmaktadır. Eksiklikler, yanlışlar yok mudur? Tabii ki vardır. Elde edilen kazanımlar yeterli midir? Tabii ki değildir. Ancak ilkeli ve dürüst memurlar sendikacılıkla uğraşmaz ise meydan bazen yanlış kişilere de kalabilmektedir.

          Değerli eğitim çalışanları, sonuç olarak hepimiz bu gemideyiz. Bu gemi su alırsa hepimiz bundan etkileneceğiz. Şikayet edeceksek elbette çok neden bulabiliriz. Bu şikayetleri yine edelim ama sendikal örgütlenmeye de katkı verelim. Bu mücadelede kazanımlar, kaşıkla kazar gibi küçük küçük olmaktadır. Bu mücadelede konulan her tuğlanın önemi vardır.

          Atasen, 2005 yılında sendikal mücadelede görülen eksiklikleri ve tıkanmışlığı çözmek için kurulmuştur. Gelin daha doğru sendikacılığı beraber yapalım. Atasen'e katkı vereceklere kapılarımız açıktır. Kimileri üye, kimileri yönetim kademelerinde... Gelin, en doğrusunu birlikte yapalım. Mesleki haklarımızı koruyup geliştirmenin yasal mecrası sendikadır.

 

Ersoy KAMEK

Atasen Denetim Kurulu Başkanı

 

 

My Great Web page

Facebookta Paylaş

Tweetle